Yaşanan depremlerden yeterince ders çıkarılmadığını belirten Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Merve Edizkan Cihan, toplumun afet hafızasının zayıf olduğunu söyledi. 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat depremlerinin bu gerçeği ortaya koyduğunu ifade eden Cihan, gündemin hızla değişmesi nedeniyle risklerin çabuk unutulduğunu vurguladı. Cihan, "Bütün fay hatlarının ayrı bir tekrarlanma periyodu vardır. Eskişehir fay hattı özelinde düşünürsek biliyorsunuz 11 yıl içerisinde hendek çalışmaları yapıldı üniversitemizin de katkılarıyla ve bu hendek çalışmalarında yaşlandırma çalışmaları da yapıldı. Eskişehir fay hattı özelinde 4 segmentten oluşan fay hattımızın ortalama 3000 yıl gibi bir tekrarlanma periyodunun olduğu orada sonuçlandı, sonuçlar bunu gösterdi. Hani bunu 1956'ya 3000 eklemeyeceğiz tabii ki çünkü yani 56'daki depremin gerçekleştiği segmentte birtakım bulguların eksik olduğunu söylüyor hocalarımız. Yani tek bir hendekte mesela bu çalışmada hendekte depremi izlerini bulduklarını belirtiyorlar. Belki büyüklüğü 6 büyüklüğünde değil o yüzden enerjisinin tam boşaltılamadığını düşünüyor hocalarımız. Hani buna biz 70 yılda bir periyot diyemeyiz. O yüzden de 2026'da bir deprem bekliyoruz da diyemeyiz. Ama 3000 yıl ortalamasına vurduğumuz zaman da yakın bir zamanda şehrimiz bir depremle yüz yüze kalacak maalesef. Önemli olan tedbirlerin alınması. Yani biz hep şey diyoruz; deprem bir doğal olay. Afetlere bizler dönüştürüyoruz aslında gerekli güvenlik önlemlerini almayarak" diye konuştu.

"Merkez olarak sıkıntılıyız"
Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Cihan, "Yaşanan olaylardan ders aldığımızı düşünmüyorum maalesef. Yani 99 depremi, 6 Şubat depremi aslında bu söylemimin de karşılığı. Keşke daha ciddiye alabilsek, keşke toplumumuz daha bilinçli olsa ama maalesef biz hafızası çok unutkan bir milletiz. Gündemimiz çok hızlı değişiyor maalesef, çabuk unutuyoruz her şeyi. Bina ve zemini birbirinden ayırmak mümkün değil. Zemin parametrelerini biz ne kadar doğru inşaat mühendislerine verirsek binamız da o kadar güvenli olur. Yani onları ayrı ayrı değerlendiremeyiz. Eskişehir ovaya kurulmuş bir şehir. Haliyle Porsuk'tan gelen birikintilerin üstüne, yani alüvyon zemin diye tabir ettiğimiz gevşek bir zeminde kurulu bir merkezimiz var maalesef. Bu da binaların da yaşlı olmasından dolayı, özellikle merkezdeki binalarımızın tabii ki deprem riskini de arttırıyor. Malum aktif bir fay hattımız var Eskişehir'imizden geçen. Yani bu konuda maalesef biz merkez olarak biraz sıkıntılıyız" dedi.
"Yakın zamanda depremle yüz yüze kalacağız"
Cihan, "Bütün fay hatlarının ayrı bir tekrarlanma periyodu vardır. Eskişehir fay hattı özelinde düşünürsek biliyorsunuz 11 yıl içerisinde hendek çalışmaları yapıldı üniversitemizin de katkılarıyla ve bu hendek çalışmalarında yaşlandırma çalışmaları da yapıldı. Eskişehir fay hattı özelinde 4 segmentten oluşan fay hattımızın ortalama 3000 yıl gibi bir tekrarlanma periyodunun olduğu orada sonuçlandı, sonuçlar bunu gösterdi. 1956'ya 3000 eklemeyeceğiz tabii ki çünkü yani 56'daki depremin gerçekleştiği segmentte birtakım bulguların eksik olduğunu söylüyor hocalarımız. Yani tek bir hendekte mesela bu çalışmada hendekte depremi izlerini bulduklarını belirtiyorlar. Belki büyüklüğü 6 büyüklüğünde değil o yüzden enerjisinin tam boşaltılamadığını düşünüyor hocalarımız. Hani buna biz 70 yılda bir periyot diyemeyiz. O yüzden de 2026'da bir deprem bekliyoruz da diyemeyiz. Ama 3000 yıl ortalamasına vurduğumuz zaman da yakın bir zamanda şehrimiz bir depremle yüz yüze kalacak maalesef. Önemli olan tedbirlerin alınması. Yani biz hep şey diyoruz; deprem bir doğal olay. Afetlere bizler dönüştürüyoruz aslında gerekli güvenlik önlemlerini almayarak" ifadelerini kullandı.
"Belediyelerde jeoloji mühendisi istihdamı yok"
Cihan, "Özellikle son 15 yılda zemin etütlerinin de kalitesi daha çok arttı. Denetimlerimiz de zaten belediyeler tarafından fazlasıyla yapılıyor. Parsel bazlı zemin etüdüne önem verildiği için hani belediyelerimiz de bu konuda zaten özverili çalışıyor, meslektaşlarımız da özverili çalışıyor. Ama hala mesela merkez ilçe belediyeleri demeyeyim ama mesela daha uzaktaki ilçe belediyelerimizde maalesef jeoloji mühendisi istihdamı yok ve zemin etütlerimiz farklı disiplinler tarafından kontrol ediliyor. Belki en büyük eksiğimiz bu olabilir. Hani ben Eskişehir özelinde konuşmuyorum, farklı işlerde farklı şehirlerde de çalışmalar yaptığımızda zemin etüt raporuyla ilgisi olmayan bir meslek disiplininin o raporu kontrol ettiği belediyeler biliyoruz maalesef. 15 yıl önce falan müteahhitlerin gözünde de zemin etüdü raporları biraz işte 15-20 sayfalık rapor gözüyle bakılıyordu açıkçası. Ve onda mesleki ürünlerimizin kalitesini arttırarak önemini de daha çok arttırdığımızı düşünüyorum. Kentleşme öncesindeki planlamalarda zaten gerekli jeolojik ve jeoteknik etütler yapılıyor. Tabii ki bizler isteriz ki hepimiz sağlam zemin diye ifade ettiğimiz kaya zeminlerin üstünde mevcut şehirleşme yapılsın ama bu nüfus artışına göre maalesef mümkün değil. Ama gerekli zemin iyileştirmeler, zemin güçlendirmeler yapıldıktan sonra biz diyemeyiz ki 'gevşek zeminde oturulmaz' Önemli olan mühendisliğin doğru şekilde yürütülmesi. Sivrihisar bölgesinde yaşandı; bilinçsiz su tüketiminden dolayı maalesef obruklar oluştu. Yani bu işte zeminle ilgili oradaki yerleşim alanında bu yaşanmış olsaydı aslında yerleşim alanında büyük bir risk oluşturacaktı. Biz maalesef toplum olarak her konuda hani işte bilincimizi arttırmaya çalışıyoruz. Şimdi ben gözlemliyorum mesela; sulama sistemleri maalesef yağmurda da çalışıyor. Yağmur yağarken bir sulama sistemi neden çalıştırılır ki? Yani yer altı suyu aynı şekilde beslenmiyorken aynı hızla... Bizim yer altı suyunu beslemekteki en önemli şeyimiz kalıcı kar. Ve biz yıllardır Eskişehir olarak kar görmüyoruz neredeyse. E haliyle de yer altı suyu hızlı bir şekilde seviyeleri düşmeye başladı. Bu da tabii ki olumsuz etkiler doğuruyor" diye konuştu.
"Tapu kanununda bir değişikliğe gidilecek"
Cihan, şu ifadeleri kullandı: "Bütün mesleklerin şu an belki tek bir sorunu var; işsizlik. Her belediyenin, her ilçe belediyesinin bence bir jeoloji mühendisi en azından zemin etütleri için zaten istihdam etmesi gerekiyor. Onun haricinde bizler jeoloji mühendisleri olarak zemin etütleri konusunda çalışıyoruz, yer altı suyu konusunda çalışıyoruz; ama şu an mesela meslektaşlarımızın yer altı suyu konusundaki çalışmaları da maalesef kuraklık sebebiyle sıkıntılı hale geldi. Zemin etüdü konusunda da bazı tabii ki kısıtlayıcı problemlerimiz var. Şimdi tapu kanununda bir değişikliğe gidilecek, onun içeriğini bilemiyoruz; bu zemin etüdü firmalarını etkileyecek. Şu an içeriğine biz de hakim değiliz. Meclis’ten geçtikten sonra göreceğiz. Belki yönetmeliklerini etkileme şansımız olacak. Bunlar meslektaşlarımız için büyük problemler. Maalesef görüyoruz ki işte marketlerde mühendis mezunlarımız çalışıyor. Yani bunu hiçbirimiz istemeyiz. Bunun bir tabii nedeni de her ile, her üniversiteye, her bölüm açılınca artıyor yani. Bizim mühendis enflasyonumuz da çok yüksek şu an, maalesef"
"Önemli olan görünüş değil binaların güvenliği"
Vatandaşlara da çağrıda bulunan Cihan, "Biz hala maalesef yeni bir konut alırken mutfağına bakıyoruz, fayanslara bakıyoruz. İşte binanın dış görünüşüne bakılıyor hala, dış cephesine. Yani bizim alacağımız konuttaki konutun zemin etütleri yapılmış mı? Yapılmama olasılığını görmüyoruz ama hani yapılmış mı, doğru yapılmış mı? Deprem performans analizi isteyebilir belki vatandaşımız güven duymuyorsa. Hani bu dış görünüş, o yorumları artık bırakmamız lazım. Biz deprem anında o binadan sağlam çıkabilecek miyiz? Bence bunu düşünmemiz lazım. Kendi evlerimizde yastığa başımızı rahat koyabilecek miyiz? Bunu düşünmemiz lazım. Biz neden depremden bu kadar korkuyoruz? Binalarımıza güvenmediğimiz için. Biz ne kadar bu sorumluluğu vatandaşımıza kazandırabilirsek, bu bilinci kazandırabilirsek aslında binalarımız da zaten ona göre şekillenecek. Tabii ki Eskişehir'de çok fazla yaşlı bina da olduğu için hızlı bir şekilde belki kentsel dönüşüme gidilmesi gerekiyor ama buradaki kentsel dönüşümün yavaş gitmesinin sebebi de aslında yine vatandaşımız. Çünkü diyor ki; 'Ben aynı cephede istiyorum, aynı katta istiyorum, aynı büyüklükte bir ev istiyorum' Ama şu şartlardaki ekonomik koşullarda maalesef mümkün değil. Zaten biz genel olarak, kentsel dönüşüm yapamıyorsak yerinde dönüşümler yapabiliyoruz. Binalarımızı olduğu yerde yenileyebiliyoruz. Bu da bir avantaj tabii ki. Ama artık vatandaşın gerçekten işte pazarlık belki de yapmaması gerekiyor çünkü önemli olan güvenliği" dedi.





