Eskişehir Valiliği duyurdu: 31 Ekim’e kadar zorunlu oldu!
Eskişehir Valiliği duyurdu: 31 Ekim’e kadar zorunlu oldu!
İçeriği Görüntüle

Türkiye Gazetesi'nin haberine göre, Anadolu’da geçmişte arazi anlaşmazlıkları nedeniyle yaşanan kavgaların yerini artık su paylaşımı sorunları alıyor. Kuraklık, iklim değişikliği, bilinçsiz sulama ve yer altı sularının hızla çekilmesi nedeniyle Eskişehir’in de aralarında bulunduğu birçok kentte suya ulaşmak her geçen yıl zorlaşıyor.

Kırsal kesimde su, yalnızca tarımsal üretimde kullanılan bir kaynak olmaktan çıkarak ekonomik ve stratejik bir değere dönüşüyor. Yapılan saha araştırmaları, giderek büyüyen su krizinin önlem alınmaması hâlinde ciddi toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açabileceğini gösteriyor.

SU KAYNAKLARI ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR

Su paylaşımında yaşanan en büyük sorunlardan biri, kaynağı elinde bulunduranların suyu kendi lehine kullanması olarak öne çıkıyor. Bazı arazi sahipleri, su kaynağının kendi topraklarından çıktığını öne sürerek suyun çevredeki yerleşimlere ulaşmasını engelliyor.

Yüksek rakımda bulunan yerleşimlerin suyu kesmesi, daha aşağıdaki bölgelerde yaşayan çiftçileri ve vatandaşları mağdur ediyor. Bu nedenle açılan davalar ise yıllarca sürebiliyor.

Bir diğer önemli sorun da kaçak boru hatları. Gece saatlerinde kaynaklardan çekilen metrelerce uzunluktaki borularla su başka alanlara yönlendiriliyor. Çeşmelerinde ve tarım arazilerinde su bulamayan çevre köyler ise bu duruma tepki gösteriyor.

Ortak sulama kanallarının yönü taş ve toprak setlerle değiştirilirken, DSİ’nin yasaklarına rağmen kurulan izinsiz bentler alt havzalardaki derelerin kurumasına neden oluyor. Bazı yerleşimlerde ortak çeşmelere kilit takıldığı, su depolarının ise yalnızca belirli mahallelere su verecek şekilde kontrol edildiği belirtiliyor.

ESKİŞEHİR’DE KAÇAK KUYU TEHLİKESİ

Su krizinin en yıkıcı etkisi yer altında görülüyor. Konya başta olmak üzere Eskişehir, Karaman, Aksaray, Afyonkarahisar, Ankara ve Şanlıurfa’da ruhsatsız açılan çok sayıdaki kuyu, yer altı su rezervlerini hızla tüketiyor.

Geçmişte yaklaşık 50 metreden çıkarılabilen suya ulaşmak için günümüzde bazı bölgelerde 200 metreye kadar inilmesi gerekiyor. Açılan her yeni kuyu, çevresindeki mevcut kuyuların su seviyesini düşürüyor. Bu durum tarla sahipleri arasında “Suyumu çaldın” tartışmalarına ve ciddi anlaşmazlıklara neden oluyor.

Eskişehir’de tarımsal üretimin yoğun olduğu kırsal bölgelerde yer altı sularının azalması, gelecek yıllar açısından büyük bir risk oluşturuyor. Kontrolsüz açılan kuyular ve vahşi sulama yöntemleri devam ederse hem tarımsal üretimin hem de içme suyu kaynaklarının zarar görebileceği belirtiliyor.

TARIMSAL ÜRETİM VE KIRSAL EKONOMİ ZARAR GÖRÜYOR

Su paylaşımındaki adaletsizlik, üretimi ve kırsal ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Yeterli suya ulaşamayan çiftçiler, ürünlerinde ciddi verim kayıpları yaşıyor. Bazı ürünlerde verimin yarı yarıya düştüğü, ekonomik kayıpların ise milyonlarca liraya ulaştığı ifade ediliyor.

Su krizi yalnızca tarlaları değil, hayvancılığı da olumsuz etkiliyor. Su bulamayan hayvanların kilometrelerce yürütülmesi, et ve süt veriminin düşmesine neden oluyor. Yaz aylarında artan tüketimle birlikte çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar ve yerleşim yerleri aynı sınırlı su kaynağını kullanmak zorunda kalıyor.

Belediyelerin içme suyu kaynaklarını korumaya yönelik aldığı önlemler de zaman zaman bahçesini veya tarlasını sulamak isteyen üreticilerle karşı karşıya gelmelerine yol açıyor. Taş ocakları ve maden şirketlerinin su kaynaklarını yoğun kullanması ise köylülerle şirketler arasında hukuki süreçlerin başlamasına neden oluyor.

SU KRİZİ KIRSALDAN GÖÇÜ HIZLANDIRABİLİR

Krizin en tehlikeli sonuçlarından biri, kırsal bölgelerden kent merkezlerine yaşanan göçün hızlanması olarak gösteriliyor. Suya erişemeyen ve üretim yapamaz hâle gelen çiftçiler, geçim kaynaklarını kaybederek yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalabiliyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de son 10 yılda 25 havzanın 20’sinde su varlığı azaldı. Aynı dönemde 418 sulama rezervuarının 24’ünde su kısıntısı uygulanırken, 19 rezervuar kritik seviyeye geriledi. İklim krizinin en belirgin sonuçlarından biri ise göllerin ve doğal su kaynaklarının kuruması oldu.

Eskişehir’de de su kaynaklarının korunmaması ve plansız kullanımın sürmesi hâlinde tarımsal üretimin gerilemesi, kırsal nüfusun azalması ve ekonomik kayıpların büyümesi bekleniyor.

KESİLEN CEZALAR CAYDIRICI OLMUYOR

“Sadece suyumuzu değil, toprağımızı da kaybedeceğiz”

Tarım Hukuku Uzmanı Avukat Mehmet Yıldırım, mahkemelerdeki su anlaşmazlıklarının giderek arttığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Kanunlarımıza göre yer altı ve yer üstü suları devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Hiç kimse, ‘Bu kaynak benim tapulu arazimden çıkıyor, kimseye vermem’ diyemez. Ancak pratikte işler böyle yürümüyor. İhlaller karşısında uygulanan para cezaları oldukça düşük kalıyor. Çiftçi hesabını yaparak ‘Cezamı öderim ama o suyla tarlamı kurtarır, milyonluk kazanç elde ederim’ diye düşünüyor.”

Konya’nın Karapınar ilçesinde daha önce muhtarlık yapan Hasan Öztürk ise su anlaşmazlıklarının kırsal yaşamı nasıl değiştirdiğini şu sözlerle anlattı:

“Eskiden cenazede ve düğünde bir araya gelen insanlar, şimdi gece yarısı ellerinde fener ve silahla kanal başında birbirlerini bekliyor. Yukarıdaki köy suyu kesiyor. Bürokrasi işleyip ekipler köye gelene kadar 40 derece sıcaklık altında mısır tarlada kavruluyor. Çiftçinin bir yıllık emeği ve borcu çöpe gidiyor.”

Ziraat Mühendisi Ayşe Kayaoğlu da su krizinin yalnızca kuraklıktan kaynaklanmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Sadece susuzluk değil, büyük bir planlama hatası da görüyoruz. Suyu çoğunlukla vahşi sulama yöntemleriyle kullanıyoruz. Böyle devam ederse bir damla su kalmayacak ve toprak tuzlanarak tamamen çoraklaşacak. Birbirimizle mücadele etmek yerine doğanın kurallarına dönmek zorundayız. Aksi hâlde yalnızca suyu değil, üzerindeki toprağı da sonsuza kadar kaybedeceğiz.”

Kaynak: Eskisehir.net Haber Merkezi