Eskişehir’de eczacıların durumuna ilişkin değerlendirme yapan Eskişehir Bilecik Eczacı Odası Başkanı Mustafa Çelik, mesleğin güçlü yapısına rağmen ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşandığını söyledi. Çelik, Eskişehir’deki tablonun aslında Türkiye genelinin bir yansıması olduğunu vurguladı.

Ciddi ekonomik problemler var

Çelik, Eskisehir.net’te yayınlanan “20 Dakika” programında eczacıların sağlık hizmetini yüksek standartlarda sunduğunu belirterek, “Eskişehir'deki eczacıların genel durumundan bahsettiğimizde aslında tüm Türkiye'ye bir projeksiyon tutacağız. Eczacılar hem Eskişehir'de olsun hem bütün Türkiye'de mesleki olarak donanım açısından, bilgi açısından yeterince güçlü ancak ekonomik olarak da bir o kadar zayıf durumdalar maalesef. Sağlık hizmetlerini çok ileri düzeyde sunarken maalesef ticari baskılarla da ezilen durumda. En önemlisi bizler gerçekten böyle bir hem misyonumuz var hem toplum tarafından bize verilmiş bir durum. Eczacılar böyle halkla, hastalarıyla böyle iç içe, daha samimi bir ortamda, aynı zamanda bu samimiyetin dışında da profesyonel olarak bir sağlık hizmeti sunar haldeler. Ciddi ekonomik problemleri var, işte bürokratik birçok problemler var. Kamuda çalışan birçok meslektaşımız var; onların özlük haklarıyla, özellikle hak ettikleri değeri görmeme noktasında ciddi problemleri var. Özel sektörde, özel hastanelerde çalışan, sanayi tarafında çalışan eczacılarımız var; onların türlü türlü problemleri var işte hak ettikleri ücretleri alamama gibi noktada. Onun dışında 'yardımcı eczacılık', 'ikinci eczacılık' diye kavramlar var. Eczacılık fakültesinden mezun olduktan sonraki bizim eğitim sürecimiz 5 yıldır. Mezun olduktan sonra eğer ki eczane açmak istiyorsa, eczane eczacılığı yapacaksa bir eczacımız, eczanede bir yıl yardımcı eczacılık yapması gerekiyor. Yardımcı eczacılarımızın da bir sürü sorunları var. Emekli eczacılarımız var, onların da tabii ki birçok sorunu var. Onun için sorunları böyle tek noktaya ya da tek bir sorundan bahsetmek biraz zor olabilir benim için ama benim gördüğüm genel olarak tüm eczacıların ortak olarak bir ekonomik sürdürülebilirlikle ilgili bir problemi var diyebilirim. Onun dışında mesleki rolümüz sürekli daralır halde. Sistematik olarak eczacıların üzerine birçok alandan saldırılar yapılarak böyle bir itibarsızlaştırma çabaları var. Geleceğe dönük olarak da daha geniş çerçeveden baktığımızda olaya, o tarafta da sadece bizde değil benim gördüğüm birçok akademik meslek odasında, akademik meslek bölümlerinde sorun; enflasyon var. İş gücü enflasyonu. Bizde de maalesef bir eczacı enflasyonu geliyor diyorduk yıllar öncesinde ama artık bir eczacı enflasyonuyla karşı karşıyayız. Artan fakülte sayılarımız var. Yani bundan daha 5-10 yıl öncesine kadar 7, 8, 10, 15’lerdeyken sayı bugün 70'lere dayanan eczacılık fakültesi sayıları var” ifadelerini kullandı.

10 bin eczacı işsiz durumda

Çelik, “Yine kamu otoritesi tarafından yapılmış çalışmalardan bahsedeceğim. Kamu, Türkiye'de hem eczane eczacısı olsun hem kamuda çalışan yani eczacı ihtiyaç alanında yaklaşık 30-35 bin eczacıya bizim bugün ihtiyacımız varken -kamu otoritesi tarafından belirlenmiş rakamlardır bunlar bu arada- bugün 50 binin üzerinde meslektaşımız var. Yaklaşık 10 bin eczacı şu anda işsiz durumda maalesef. Bununla ilgili çabalarımız var. Sürekli bununla ilgili demeçler veriyoruz. Hatta tarihi tam hatırlamıyorum ama 2 yıl öncesinde bizim çatı örgütümüz Türk Eczacıları Birliği ile birlikte YÖK'ün önünde bir basın açıklaması yaptık. Bu fakültelerin, akredite olmayan fakültelerin kapatılıp AR-GE merkezi yapılması, yeni fakültelerin artık açılmamasıyla ilgili. Aslında bu çağrımıza da kulak verdiler. Şöyle ki o tarihten itibaren yaklaşık %40-%50 oranında kontenjanlarda bir azaltmaya gitti Yükseköğretim Kurulu. Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden örnek verebilirim; daha 2 yıl öncesine kadar 140 öğrenci alıyorken bugün bu sayı 80'lere, 90'lara kadar düşmüş durumda. Kontenjan düşüşlerini maalesef kamudaki devlet üniversiteleri tarafından yaptılar ve özellikle bizdeki Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi gibi köklü üniversiteler; gerek akademik kadrosu iyi olan, gerek altyapısı, laboratuvar imkanları, fiziki şartları iyi olan, yani gerçekten iyi eğitimin verildiği fakültelerde ciddi düşüşler yapılırken vakıf üniversitelerinde maalesef düşüşler görmedik. Hatta aksine bazı vakıf üniversitelerinin kontenjan artışlarına dahi gidildi. Aslında herhalde yapılmak istenen, bu vakıf üniversitelerinin tercih oranları düştüğü için biraz burası tercih edilsin diye kamu tarafında bir baskı var. Yani eğitimin ticarileşmesi diyebilirim” dedi

Birinci basamak sağlık hizmet sunucusuyuz

Çelik, “Eczacılar birinci basamak sağlık hizmet sunucuları. Aile sağlığı merkezleri neyse, eczacılar, eczaneler de aynı statüde sağlık hizmet sunucuları olarak değerlendiriliyor. Burada aslında biz bu statüde yer alırken, yani teorik tarafta böyleyken ama pratik tarafta maalesef işleyiş böyle değil. Daha biz bir yıl öncesine kadar eczanelerde tansiyon ölçme, şeker ölçme gibi basit işlemleri dahi yasal olarak yapamaz haldeydik. Geçen sene bununla ilgili bir düzenleme geldi. Kolunuzdaki saat bile artık tansiyonu ölçerken eczane gibi birinci basamak sağlık hizmet sunucularında zaten bugüne kadar yasal olarak ölçemiyor olmak bile bence büyük bir soru işaretiydi. Yurt dışında çok güzel örnekleri var bunun. İngiltere'de olsun, Portekiz'de, İspanya'da incelediğimizde eczaneler orada da birinci basamak sağlık hizmet sunucusu ama gerçek anlamda birinci basamak sağlık hizmet sunucusu. Nasıl? Örneklendireyim. İngiltere'de normal ilaç eczacılık hizmeti sunarken, aşılama faaliyeti ya da sigara bıraktırma merkezi ya da gebe takiplerinin yapıldığı yerler... Tabii ki bugünkü mevcut eczaneler gibi düşünmeyin olayı. Bununla ilgili işte diyorsunuz ki: ‘Ben sigara bıraktırma merkezi olarak hizmet vermek istiyorum’ ilgili Sağlık Bakanlığı ya da İl Sağlık Müdürlüğü, oranın kamu otoritesi neyse, bununla ilgili müracaatınızı yapıyorsunuz. Belli şartları var; diyor ki ’10 metrekare, 20 metrekare kapalı bir alanının olması lazım, şu şu şu ortamları sağlayacaksın’ diye ve bununla ilgili gerekli sertifikalarınızı almış olmanız lazım. Sonrasında size bu konuyla ilgili bir ödenek tanımlıyor. Diyor ki: ‘sana ilk yatırım maliyetini ben veriyorum’ ne kadarsa bunun meblağı. Siz de onunla ilgili ortamınızı hazırlıyorsunuz, gelip denetimlerini yapıyor, uygunsa bununla ilgili faaliyetleri artık eczanenizde yapabiliyorsunuz. Size danışılan her bir konu için, sigara bırakmak için size bir danışma hizmeti aldı, bunun karşılığında da devlet eczanelere bir ödeme yapıyor. Aslında ilaca değil, aslında sunulan eczacılık hizmetine bir ödeme yapıyor. Gebe takipleri yapılıyor. Nebulizatör cihazları vardır, buhar aletleri derler. Bu cihazların nasıl kullanılacağı, bunların anlatılmasıyla ilgili bile kamu tarafı eczacılara bir ödeme yapıyor. Yani gerçek manada birinci basamak sağlık hizmetini sunar haldeler. Ama bizim Türkiye'de, biz de birinci basamak sağlık hizmet sunucusuyuz ama tamamen eczacıların gelirleri sadece ilaç odaklı hale gelmiş. Biz bunun dışına çıkıp artık eczacılık hizmetlerinin de kamu tarafından görüldüğü, ödemelerinin de yapıldığı tarafın desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. İnanın böyle olursa da bugün aile sağlığı merkezleri, hastanelerdeki bu her gün bahsedilen yoğunluklar da yavaş yavaş azalacaktır diye tahmin ediyoruz” diye konuştu.

İlaç yoklarıyla mücadele ettik

Çelik, “İlaç fiyatlandırma politikalarını belirleyen İlaç Fiyat Kararnamesi diye bir kararnamemiz var. Bu kararnamede güncelleme yapıldı. Kararnamenin çok teknik tarafları var ama belli referans ülkeler alıyor mesela 5 tane referans ülkemiz var; İtalya, İspanya... Bir ilaç etken maddesi bu ülkeler içerisinde en ucuz hangisiyse, diyor ki: ‘Ben o ülkenin fiyatını referans alırım’ diyor. Yani sadece İtalya'nın, sadece İspanya'nın, sadece İngiltere'nin fiyatlarını değil, bütün ülkeler içerisinde en ucuz hangisiyse ben o fiyatı baz alırım diyor. Buraya kadar kabul edilebilir, en ucuz ilacı biz satalım, tamam, bunda sıkıntı yok. Ama içeriye geldiği zaman da diyor ki: ‘Benim belirlediğim Euro kuru neyse o kur üzerinden Türk Lirası'na çeviririm’ diyor. Aslında problem burada başlıyor. Bu Euro kurunda Mart ayında bir kararname değişikliği yapıldı; Mart'ın 13'ünde yüzde 6, 1 Nisan'da da yüzde 8 oranında bu Euro kuru güncellendi. İki kez zam gelmiş oldu. Ama bunun öncesine ilaca Aralık ayında da bir güncelleme yapılmıştı bu Euro kuruyla. Onun öncesinde 14 ay boyunca ilaca hiçbir zam yapılmadı. Yani en son 2 Ekim 2024'te bir Euro kuru güncellemesi yapılmıştı ve orada 21,67 rakamı baz alınmıştı. 21,67 tam 14 ay boyunca sabit kaldı ve biz bu dönemde ilaç yoklarıyla çok ciddi mücadele ettik. Sonrasında işte Aralık ayında, Mart ayında ve Nisan ayında ufak da olsa dokunuşlarla şu anda ilaçta uygulanan sabit Euro kuru 29 lira 11 kuruş. Tabii şu an Euro 50 liranın üzerinde. Böyle olunca da bir nebze olsun rahatlattı diyebiliriz şu an için. Daha öncesinde ilaç yokları kabaca %18, %20 oranlarına yakındı; şu an %10 ile %15 arasında. Hala ulaşamadığımız ilaçlar var mı? Var. Tansiyon grubunda birçok ilaca hala daha ulaşamıyoruz; diyabet ilaçlarında, şeker ilaçlarında ve bazı kanser ilaçlarında maalesef ilaca erişim noktasında hala problemlerimiz devam eder durumda” dedi.

Türkiye’ye ilaç göndermiyorlar

Çelik, “İlaç tedariğinde yaşanan sıkıntıların en önemli sebebi bu Euro kuru; yani mevcut Euro kuru ile ilaçta uygulanan Euro kuru arasındaki makasın çok açılmış olması en büyük sebep. Burada bunun sadece sebebi ilaca ulaşamamamız değil, aynı zamanda yeni ilaç moleküllerinin de Türkiye'de ruhsatlandırılıp bizim vatandaşlarımızın kullanımına girmesi noktasında da olumsuz tarafları var. Bir şeker ilacı düşünün değiştiğinde bir yan etkisi olsa mesela midede bağırsakta yeni bir ilaç molekülü geliştirilmiş ve bu yan etki ortadan kaldırılmış ya da sizin daha önce kullandığınız şeker ilacını günde iki kez ya da üç kez kullanmanız gerekirken yeni çıkan ilaçla günde bir kezle aynı etkiyi görebiliyorsunuz. Yani baktığınız zaman hasta açısından çok iyi, yan etki azalmış ve daha az miktarda ilaç kullanarak aynı etkiyi alabiliyor. Ama bu ilaç işte dünyanın farklı bir yerinde geliştirilmiş olmasına rağmen bu ilaç firması gelip Türkiye'de bu ilacını ruhsatlandırıp Türkiye'de satışa sunmuyor. Neden? Bu fiyatlandırma politikasından dolayı maalesef ve bunun oranı çok az falan değil, yani böyle %85, %90... Yeni geliştirilen ilaç moleküllerinin %85, %90'ı maalesef Türkiye'ye gelmiyor. Ülkemizde mülteciler var özellikle savaşlardan dolayı ülkemize gelenler... Onlar ilk geldikleri zamanlarda işte Suriye örneği vereyim; Suriye'de kullandıkları ilaçları bize getirip gösterirlerdi ‘bana bu ilaçtan lazım’ diye. İlaçlara baktığımızda Türkiye'de belki 20-30 yıl önce kullanılan antibiyotik grupları artık kullanılmayan... Tabii ki onlar hala daha bu antibiyotikleri kullanıyorlardı. Biz de yavaş yavaş sanki o tarafa doğru gidiyoruz gibi geliyor. Onun dışında daha da kötüsü, mevcutta Türkiye'de ruhsatlı olan ilaçlar da bu fiyatlandırma politikalarından dolayı bir bir ruhsatlarını geri çekiyor ya da Türkiye'ye ilaç göndermiyorlar. Tedarik zincirini başka bozan sebepler var mı? Çok çok ufak oranlardadır bunlar. Dönem dönem bazı ham maddelerde ulaşım sorunu yaşanır, bu bütün dünya globalde sorun yaratır. Ya da üretimle alakalı kısa süreli bir aksama olabilir. Yine Türkiye'de ilaç fiyatları çok dünya geneline baktığımızda ucuz olduğu için bir paralel ihracat var. Yurt dışında üretilen bir ilaç Türkiye'ye geliyor, yine Türkiye'den satın alıp tekrar yurt dışına götürülüp satılma gibi durumlar var. Bununla ilgili gerek Türkiye İlaç Tıbbi Cihaz Kurumu gerek ilaç firmaları önlemler almaya çalışıyor. Bir de böyle paralel ihracatın dönem dönem arttığı zamanlarda maalesef ilaç tedarik zincirini bozar hale geliyor” diye konuştu.

Memnuniyet seviyesini biz tutuyoruz

Çelik, “Vatandaş ilacını bulamadığında yine bize gelecek, eninde sonunda biz ilacını bir şekilde bulacağız. O noktada şöyle bir savım var, hastamız reçetesini getirdiğinde bakıp ‘bu ilaç yok, git eczane eczane gez’ demiyoruz. Bizim kendi WhatsApp gruplarımız var ‘o ilaç senin elinde var mı, bu ilaç senin elinde var mı?’ diye birbirimizle bir şekilde takas yapıp hastalarımızın sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. TÜİK her yıl memnuniyet anketi yapıyor ve her yıl sonunda yaklaşık Ocak ayı gibi falan bir önceki yılın memnuniyet anketlerini yayınlıyor. Orada eğitim hizmetleri, sağlık hizmetleri, asayiş... Birçok konuyla halkın memnuniyet oranlarını ölçüyor. Sağlıktaki memnuniyet maalesef, özellikle 2019'lardan beri ciddi bir düşme eğiliminde. Yani %70'ler, %75'lerden, %80'lerden %60 seviyelerine kadar düşmüş durumda. Bu hala daha %60 seviyelerinde tutunuyorsa inanın bizim sayemizdedir. Yani biz olabildiğince ilaç yoklarını olsun ya da sağlık hizmetindeki aksamaları hastalara, vatandaşlara bir şekilde yansıtmadan onları sönümleyip onların bu problemlerle karşılaşmasını engelleyerek bunu %60 seviyelerinde tuttuğumuzu düşünüyorum. En başta söylediğim gibi biz hastalarımızla o kadar içli dışlıyız ki yani kendi ailemizden gördüğümüz gibi onların o sorunlarını hem bir yeminli meslek grubu olarak çözmek için samimi olduğumuz insanlar, her gün gördüğümüz insanlar. Derdi var, bunu çözüyorsun, elinden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorsun ve o memnuniyeti bir seviyede tuttuğumuzu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“İlacım nerede?” değil “ilaçlar nerede?”

Çelik, “e-Nabız uygulamasındaki ‘İlacım Nerede?’ özelliği değil de orada aslında ‘İlaçlar Nerede?’ olması lazım. Bir problem var ya da yeni bir ürün geliştirmeniz lazım. Bunu tespit edersiniz, sonrasında bunun projelendirilmesi, prototipin geliştirilmesi falan... Geliştirme süreci böyle gider projelerde. Ama en başta söylenen nedir? Bir problem vardır ortada, yani bir ihtiyaç tespiti vardır. Şimdi ‘İlacım Nerede?’ uygulamasına neden gerek duyduk? Çünkü ilaçlar yo. Böyle uygulamalar çıkararak aslında mevcuttaki ilaç sorununu da kabul etmiş gibi oldu kamu otoriteleri. ‘Evet ilaç yok ki böyle bir uygulama geliştirilsin’ Keşke ilaçları bulabiliyor olsak da bu uygulamalara ihtiyacımız olmasa. İlaçların üzerinde barkod gibi karekodlar vardır. O karekodlar o ilaca ait kimlik numaralarıdır, yani hepsinin birbirinden farklıdır karekodları. O karekodu Bakanlık, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Sağlık Bakanlığı'na bağlı İTS (İlaç Takip Sistemi) üzerinden sorgulattığınız zaman, o ilaç hangi tarihte, hangi saat, hangi ilaç firmasında üretilmiş, oradan yine hangi saatte, hangi dakikada saniyesine kadar hangi ilaç deposuna çıkış yapılmış? Hangi eczaneye, oradan hangi hastaya ulaştığına kadar bütün veriler o İlaç Takip Sistemi üzerinden takip ediliyor. İlaç Takip Sistemi'nde eczane stoklarında gözüken ürünler üzerinden hareket eden bir sistem. Ama burada bazı dezavantajlar var, yine hastalarla bizi karşı karşıya getirecek bir uygulama. Onu da şöyle anlatayım; İlaç Takip Sistemi her zaman düzgün çalışan bir sistem değil maalesef. Siz bugün ilacı sisteme okutup sattığınızı yani İlaç Takip Sistemi'ne bildirdiğinizi düşünürken arkada sistem çalışmadığı zaman o ilaç maalesef İlaç Takip Sistemi stoklarından düşmüyor. Bu da Bakanlık tarafından bakıldığında eczane stokunda var gözüküyor. Bununla ilgili de yine İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu dönem dönem bu İlaç Takip Sistemi üzerinden stoğumuzda gözüken ama fiiliyatta gözükmeyen ilaçlarla ilgili update yapar. Der ki: ‘Sayımınızı yapın tekrar, evet benim sistemim bazen çalışmadı, bunların hepsini bir temizleyelim’ Sistemin çalışmadığı tarafıyla ilgili onlar da mutabık olmalarına rağmen, işte popülist yaklaşımlardan dolayı maalesef bu uygulamaları geliştiriyorlar. İlaç Takip Sistemi'nin düzgün çalıştığından bahsediyoruz, okutulup bildirilince tam 24 saat sonra sistem kendini günceller. Örneğin siz geldiniz, bir tansiyon ilacı istediniz, ben size tansiyon ilacınızı verdim. İşlemini bitirdikten sonra o anda birisi ‘İlacım Nerede?’ uygulamasına baktığı zaman benim eczanemde var gözükecek ama 24 saat sonra bakarsa ilaç yok gözükecek. O anda sanki ben ilacı saklıyorum durumu oluşacak. Biliyorsunuz kronik ilaçlar 3 aylık dozlardır, örneğin 3 kutu tansiyon ilacı, benim rafımda da 1 tane var. Şimdi size reçete yazıldığında ben 1 tanesini veriyorum, diyorum ki: ‘Diğer 2 kutusu da geldiği zaman ben size ulaştıracağım, haber vereceğim’ Reçeteniz açık şekilde bekliyor. Şimdi bildirim yapılmamış, yani satış işlemi sonlandırılmamış. Ne oldu? Benim stoğumda -2'deyim, yani 2 tane borcum var aslında ama İlaç Takip Sistemi'ne girip bakıldığında elimde 1 tane ilaç var gözüküyor. Çünkü neden? Size onu verdim ama reçeteyi sonlandırmadım. Başka hasta geldi ‘senin elinde bu ilaç var gözüküyor’ Şimdi ne olacak? Yani problem yaşayabileceğimiz maalesef bir durum. Ya bu ilaca yapılan işte son %6, %8'den sonra ilaç yokları biraz aşağı doğru çekildiği için aslında bu uygulama da birazcık güncelliğini yitirdi. Orada şöyle sağdan şöyle şikayetler de alıyoruz; ‘benim eczanem gözükmüyor, benim elimde ilaç var ama sisteme girdiğim zaman benim eczanem gözükmüyor’ yani eczanelerin hepsinin de sisteme yüklenmediği ile ilgili geri dönüşler alıyoruz” diye konuştu.

Eczane sayısı yeterli

Çelik, “Eskişehir gerçekten çok güzel yaşanabilir bir şehir ve birçok kişi de bunun farkında. Burada eczacılık fakültesi olmasının da etkisiyle memleketleri başka yerlerde bile olsa birçok meslektaşımız Eskişehir'de eczane açmak istiyor Eskişehir çok güzel bir yer diye. Onun için Eskişehir'de eczane sayısı bir hayli fazla hani fazlasıyla yetiyor. Onu şöyle de örneklendirebilirim: Normalde şu an yasal çerçevede her 3.500 kişiye bir eczane olması lazım, yasal sınırlama bu ama bizim Eskişehir'de şu anda 2.200 - 2.300 kişiye bir eczane düşer halde. Siz oradan pay biçin yani eczane sayımız yeterli durumda şu an. Nöbetçi eczane sistemiyle ilgili de sorunumuz yok. Nöbetçi eczane sistemi de, nöbetçi eczaneler Eczacı Odası tarafından belirleniyor ve Sağlık Müdürlüğü onayıyla resmileşmiş oluyor. Biz o tarafta şöyle yaptık: Özellikle yoğunluğun olabileceğini öngördüğümüz günler; bunlar işte bayramlar olabilir, işte yılbaşı gibi günler, pazar günleri yani eczanelerin gün içinde de tamamen kapalı olduğu resmi tatil günlerimizde biz nöbetçi sayımızı artırmış haldeyiz. Olabildiğince vatandaşın ulaşabilme noktasında bir irade ortaya koyuyoruz. Bununla ilgili de şu ana kadar çok ciddi bir sıkıntı da yaşamadık. Tabii ki herkes şey ister gönlü ister eczaneler 7 gün 24 saat sürekli açık kalsın ama maalesef böyle bir şey imkan dahilinde değil” dedi.

Kaynak: Seren Çatalçam