Süllü,  güçsüzleştirmenin monşer ifadesiyle saygın eğitim kurumlarından eğitim almış, hariciye geleneğiyle yetişmiş diplomatları ayrıştıran tutumla liyakat yerine, eş, dost, akraba ve sadakat ilişkileriyle yapılan atamalarla başladığını söyledi. Bu güçsüzleştirmenin diplomasinin deneyimli hariciyecileri dışarda tutarak kapalı kapılar ardında dış siyaseti, iç siyasete malzeme olarak kullanmaya yönelik keyfiyete göre değişen söylemlerle devam ettiğine ve bu uygulamaların dış ilişkilere verdiği zarara yönelik saptamalarda bulundu.

VAKIF DIŞ İLİŞKİLERDE HANGİ SORUNU ÇÖZECEK?

Süllü, “'Dostum Esad'tan 'Esed'e evrilen,  Gazze'ye timsah gözyaşları - İsrail'le ilişkilerin sürmesi, sınırların kevgire dönmesi, para karşılığı ülkemizdeki mülteciler, ama entegrasyonu için hiçbir şey yapmamak, bir gece yarısı kararıyla bir Avrupa Konseyi sözleşmesi olan ve kadınlara güvence sağlayan İstanbul Sözleşmesi'nden keyfî bir kararla çıkılması, AİHM kararlarına uyulmaması, askıya alınan özgürlükler, hukukun üstünlüğü, bir türlü fasılların açılmadığı AB ile kesintiye uğrayan ilişkiler vatandaşlarımızın randevu bile alamayarak çektikleri vize çilesi” diyerek dış ilişkilerdeki sorun ve yalpalamaları dile getiren Süllü, “adı Güçlendirme Vakfı olan vakfı kuracağız da bu ilişkiler düzelecek,  sorunlar çözülecek mi”  sorusunu yöneltti. 

GÜÇLENDİRME YERİNE SORUNLAR ARTACAK

Dış İşleri Teşkilatını güçlendirmek yerine, ticarete odaklanıldığının Kanun teklifinin maddelerinden anlaşıldığını söyleyen Süllü, Vakfın Dışişleri Bakanlığına ait taşınmazlar üzerinde tasarruf sahibi olması, Dışişleri Bakanlığının adının, itibarının ve otoritesinin doğrudan istismar edilmesi yoluyla usulsüz ticari kâr elde edilmesinin önünü açacağını savundu.   Vakıf sıfatının, geniş ticari yetkilere sahip bir yapıya sağlayacağı vergi muafiyeti,  Sayıştay denetiminin dışında tutulmasının yaratacağı şaibenin Dış İşleri Bakanlığının itibarını da zedeleyeceğini belirten Süllü, ”daha Vakıf kurulmadan Bakanlığın, İstanbul Boğazdaki arazisinin vakfa tahsis edileceği söylentileri dolaşmaya başladı, TÜRGEV, TÜGVA oluşumlarına tahsisler gibi şimdi de Dış işleri menkul ve gayrimenkullerinin tahsisini mi konuşacağız ilerde” diyerek tepkisini dile getirdi. 
Vakıfa tanınan yükseköğretim kurumları kurma yetkisinin ise başka bir sorunsal olduğunu belirten Süllü, “Yıllarca açılışlarına katılınan, övgüyle söz edilen okulların, FETÖ'yle yasa dışı ilan edildikten sonra, 2016 sonrasında kurulan Maarif Vakfı gibi, kurulacak yeni bir vakfa yükseköğretim kurumları açma yetkisi, yepyeni sorunları da beraberinde getirecektir” dedi. 

AB VE TÜM DIŞ İLİŞKİLERDE VAR OLAN SORUNLARI DAHA DA ARTTIRACAK

Jale Nur Süllü, Cumhurbaşkanlığının, Dışişleri Bakanlığı üzerindeki hâkimiyetinin yarattığı sorunlar varken,  Vakıf yapılanmasının, Bakanlığın faaliyetlerine katkı sunmak bir yana,  durma noktasına gelen AB ve tüm dış ilişkilerde var olan sorunları daha da arttıracağını özellikle vurguladı. “Son 20 yıldır kurumsallığın giderek zayıflatıldığı, demokratik sistemin en temel yapılarından Cumhuriyet’in temelini oluşturan mevcut kurumlar ile istenen amaçların gerçekleştirilemediği görüldüğünden yeni yapılanmalara gidildiğinin yakın örneklerini kurulan ajanslar ve vakıflarla görüyoruz” diyen Süllü,  kurulmak istenen vakfın da AKP’nin bu amacına hizmet edeceği gerekçesiyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak kanun teklifine şiddetle karşı çıktıklarını söyleyerek geri çekilmesi çağrısında bulundu.
 

Kaynak: Bülten