İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, Eskişehir’de katıldığı Aile Zirvesi Özel Oturumu’nda, ailenin korunmasının yalnızca ekonomik tedbirlerle sağlanamayacağını belirtti. Kapitalizmin bireyciliği ve tüketimi teşvik ettiğini söyleyen Erdoğan, sivil toplum kuruluşları ile işverenlere aileyi destekleyecek uygulamalar geliştirmeleri çağrısında bulundu.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kongre Kültür Merkezi’nde “Aile olabilmek, aile kalabilmek” temasıyla düzenlenen programda konuşan Erdoğan, ekonomik sistemin üretim ve tüketimin yanı sıra insanların yaşam biçimlerini ve birbirleriyle ilişkilerini de değiştirdiğini ifade etti.
Teknoloji aracılığıyla bireylerin alışkanlıklarının belirlendiğini ve kararlarının yönlendirilebildiğini savunan Erdoğan, ailenin bu etkiye karşı daha dirençli bir yapı olduğunu söyledi. Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Şu andaki teknolojiyle de artık nokta atışıyla her bir insanın profilinin tespit edilmesi, doğru düğmelerine nasıl basılacağının belirlenmesi ve ona göre her bir bireysel müşterinin daha çok tüketen, kararları daha kolay manipüle edilebilen biri hâline getirilmesi söz konusu. Dolayısıyla bu yapılırken aile biriminin olması istenmiyor. Çünkü aile biriminde anne, baba belli kararları çocukları adına alabilir. Birer birer hepsinin avlanması daha zor olabilir, çünkü daha dirençli bir yapı.”
Geniş ailelerde bu direncin daha da güçlendiğini belirten Erdoğan, aileyi korumaya yönelik çalışmalar yürütülürken mevcut ekonomik düzenin de sorgulanması gerektiğini dile getirdi.

“Aile zayıfladığı zaman biz, biz olmaktan çıkıyoruz”
Ailenin kültürün ve kimliğin gelecek nesillere aktarılmasındaki önemine değinen Erdoğan, aile içindeki bağların zayıflamasıyla bu aktarımın da zarar gördüğünü söyledi.
Erdoğan, “Biz insanı kutsuyoruz. İnsanın parçası olduğu aile yapısını önemsiyoruz. Aile yapısını kimliğin, kültürün, bizim millî karakteristik özelliklerimizin korunduğu adeta bir tarih kapsülü gibi görüyoruz.” dedi.
Dededen toruna aktarılan değerlerin yerini giderek dışarıdan yönlendirilen içeriklerin aldığını savunan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Dolayısıyla bizim için aile zayıfladığı zaman aslında biz, biz olmaktan çıkmaya hızla yol alıyoruz demektir. Çünkü nesilden nesile, dededen toruna aktarılan birçok aktarım mekanizmasının ortadan kalkıp artık aktarım mekanizmalarının tamamen dünyadaki egemen güçlere teslim edilmesi söz konusu.”
Evli ve çocuklu doktora öğrencilerine ek burs
Aileyi desteklemek için kurumların kendi faaliyetlerini de gözden geçirmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, İlim Yayma Vakfının burslarında bu doğrultuda düzenleme yaptıklarını açıkladı.
Doktora öğrencilerine 12 ay boyunca aylık 35 bin lira burs verdiklerini belirten Erdoğan, evli öğrencilere 2 bin 500 lira, çocuk başına ise 5 bin lira ilave destek sağladıklarını söyledi.
Burs mülakatlarında bazı öğrencilerin evlenmek için doktora eğitimlerini tamamlamayı beklediğini anlattığını aktaran Erdoğan, gençlerin eğitimlerine devam ederken aile kurmalarını desteklemek istediklerini dile getirdi.
İbn Haldun Üniversitesi’nde de bursları aynı yaklaşımla düzenlediklerini belirten Erdoğan, işverenlerin de evlilik, çocuk sahibi olma, izin süreleri ve özlük hakları konusunda çalışanlarını destekleyebileceğini ifade etti.
“Cumhurbaşkanımız ‘Üç çocuk, üç çocuk’ derken maalesef insanlar bunu tiye alarak geçiştirdiler”
Türkiye’de doğurganlık oranındaki düşüşe değinen Erdoğan, “Cumhurbaşkanımız ‘Üç çocuk, üç çocuk’ derken maalesef insanlar bunu tiye alarak geçiştirdiler.” dedi. Konunun yalnızca kadınlara ya da erkeklere sorumluluk yüklenerek ele alınamayacağını belirten Erdoğan, ortak bir mesele olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye’nin kendi toplumsal ve kültürel özellikleriyle bu düşüşü tersine çevirebileceğini savunan Erdoğan, “Ben bunu tersine çevirebileceğimize inanıyorum. Bizim toplumumuzun kendine has dinamikleri var. Yeter ki bu dinamikleri yeniden açığa çıkarabilelim. Kendi kültürel, millî özelliklerimizi açığa çıkarabilelim.” dedi.
Kimlik ve inancın ilerlemenin önünde engel olmadığını söyleyen Erdoğan, teknoloji alanındaki çalışmalara Selçuk Bayraktar’ı örnek gösterdi. Erdoğan, “Bugün Türkiye’de teknoloji alanında dünyada zirveye oynayan birçok aktörün gayet yerli, millî, kendi kültürünü, inancını kuşanmış bireyler olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Tam tersine Türkiye’de dine, kültüre, yerliliğe, millîliğe mesafeli olan kesimden artık hiçbir üretkenlik gelmediğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Gençlerimiz hâlâ aileye önem veriyor”
Gençlerin aileye bakışına ilişkin araştırmalardan da söz eden Erdoğan, yurt dışında eğitim görmek veya kariyer yapmak istediğini belirten gençlerin oranının yüzde 35-40 civarında olduğunu, bu gençlerin yaklaşık yarısının ise ailesiyle gitmek istediğini söyledi. Erdoğan, “Gerçekten gençlerimiz hâlâ aileye önem veriyor. Hâlâ son güvenli limanının evinde olduğunun farkında. Ama tabii ki ebeveynlerle çocuklar arasında, öğretmenlerle öğrenciler arasında, nesiller arasındaki iletişimde zorluklarımız olduğu bir gerçek.” dedi.
Nesiller arasındaki iletişim sorunlarının çözümünde büyüklere daha fazla sorumluluk düştüğünü belirten Erdoğan, gençlerden beklenen davranışların öncelikle yetişkinler tarafından gösterilmesi gerektiğini ifade etti. Erdoğan, “Çocuğundan neyi görmek istiyordun, sen ona nasıl örnek oldun? İşte benim yavrumun kitap okuma alışkanlığı yok. Senin kitap okuduğunu evde ne kadar gördü?” diye konuştu.
Gençlerle iletişimde sevgi dilinin önemine değinen Erdoğan, yargılayıcı tutumların çocukların ve gençlerin kendilerini kapatmasına neden olduğunu söyledi. Erdoğan, “Bir kere bu yeni nesle onlara değer verdiğimizi, onları sevdiğimizi hissettirmemiz lazım. Buradan başladığımız zaman çocuklarımız, gençlerimiz bize açılmaya başlıyorlar. Buradan başladığımız zaman o arzu ettiğimiz iletişimi başarabiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ailesiyle sorunlarını paylaşamayan gençlerin internette tanımadıkları kişilere yönelebildiğini belirten Erdoğan, bu durumun onları yönlendirmelere açık hâle getirebileceğini savundu. İletişimi başlatma sorumluluğunun yetişkinlerde olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Muhakkak o iletişim kanallarının, o diyalog kanallarının büyükten küçüğe doğru bir sevgiyle, bir muhabbetle açılmasına ihtiyacımız var. Aşağıdan yukarı açılmaz o kanallar, muhakkak yukarıdan aşağı açılmak zorunda.” dedi.
“Ailemizi nasıl koruyacağız?”
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emine Gümüşsoy da aile bağlarının, bireylerin karşılaştığı güçlükleri aşmasında önemli bir rol oynadığını söyledi. Nüfus artış hızı ve doğurganlık oranındaki düşüşün Türkiye için bir beka meselesi hâline geldiğini belirten Gümüşsoy, “Medyadan uluslararası sözleşme yorumlarına, politika belgelerine kadar geniş bir alanda yapılan, yapılmaya çalışılan sistematik baskılara karşı ailemizi nasıl koruyacağız? Aile, kişisel gelişime ve kariyere engel değildir. Sevgili gençler, sizlere ve bizlere burada çok önemli görevler düşüyor. Sevgi ve bilgiyle aileyi güçlendirmeye ve Türkiye Yüzyılı’nda emin adımlarla yolumuza devam etmek zorundayız” dedi.
“Aileyi ayağa kaldırmanın yolu önce insanı ayağa kaldırmaktan geçer”
İbn Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz ise aileyi güçlendirmek için bireylerin önce kendi davranışlarını gözden geçirmesi gerektiğini ifade etti. Tüketim alışkanlıklarının ve kariyer yarışının aile içindeki ilişkileri olumsuz etkilediğini savunan Gündüz, “Aileyi ayağa kaldırmanın yolu önce insanı ayağa kaldırmaktan geçer. Önce kendimizi yeniden inşa etme, aileyi ayağa kaldıracak bir insan tipine doğru önce kendimizi dönüştürmemiz lazım” diye konuştu.




