30 Haziran 2020 tarihinde Beylikova, Sivrihisar ve Mihalıççık ilçelerinde yapılması planlanan maden çalışmalarını ele almıştım. Genel olarak faaliyetleri derlediğimde 200.000 ağacın kesileceğini belirtmiştim.

Geldik Ekim ayının ortalarına ve Mihalıççık, Beylikova, Sivrihisar ilçeleri; Dumluca, Adahisar, Kızılcaören, Yalınlı, Karaçam Mahalleri arasında Krom Manyezit Ocağı Kapasite Artışı, Demir-Nikel Ocağı, Kırma Eleme Tesisi Projesi adına bilirkişi raporu tamamlandı.

Konuyu TBMM’de ilk kez dile getiren ve bakanlığa soru önergesi veren Jale Nur Süllü inanıyorum ki devamını da titizlikle kontrol edecektir.

Yazımda bilirkişi raporunun detaylarına ve beklenen zararlar dahilinde raporun eksikliklerine değineceğim.

Şimdi bilirkişi raporunda hangi kısımlara değinilmiş, madde madde ele alalım.

-Ortalama 36 metrelik işletme derinliğine inilerek taban taşı zonuna (yani kömürün olmadığı kısım, madenin bitmiş formu) ulaşılması sonrasında üretim faaliyetlerinin sonlandırılması ve gerekli rehabilitasyon faaliyetleri sonrasında ocak alanlarının kapatılması planlanmaktadır.

-Manyezit, Krom, Demir, Nikel Üretimi açık işletme yöntemi ile basamaklarda delme-patlatma yapılarak gerçekleştirilecek.

-Yıllık olarak planlanan üretim ve maden atık oranı şu şekilde;

Manyezit; Yıllık Üretim Miktarı 50.000 ton, Yıllık Pasa Miktarı 350.000 ton

Krom; Yıllık Üretim Miktarı 20.000 ton, Yıllık Pasa Miktarı 180.000 ton

Demir; Yıllık Üretim Miktarı 500.000 ton, Yıllık Pasa Miktarı 1.000.000 ton

Nikel; Yıllık Üretim Miktarı 500.000 ton, Yıllık Pasa Miktarı 1.000.000 ton

Burada önemli bir kısmı atlamayalım; madencilik teriminde pasa döküm alanı-maden atığı demek. Yani “Yıllık Pasa Miktarı” denilen noktalar aslında ortaya çıkacak maden atık miktarını gösteriyor. Yazıyı yazarken aradığım birkaç uzman maden atığı toplama işleminin uzman olmayan kişiler tarafından yapıldığını ve bunun da çevreye büyük zarar verdiğini belirtti.

Raporun özetine devam edelim.

-Yapılacak patlamalarda yerleşim birimlerindeki binalarda TCDD hattında yapısal hasarlar meydana gelmeyecek. 

-Tozlanmaya karşı düzenli sulama yapılacak.

-Kırma-eleme tesisinde kimyasal madde kullanılması söz konusu değildir.

-Faaliyet sahasının etrafında bulunan yüzeysel su kaynaklarına herhangi bir müdahalede bulunulmayacak.  “Yer üstü Su kalitesi Yönetmeliği” hükümleri doğrultusunda hareket edilecek.

-Tahrip olan bitki ve ağaçlara rehabilitasyon çalışması yapılacak.

-Proje alanı içerisinde bir mera alanı bulunuyor. 4,1 hektarlık alana sahip. Sonrasında mera ıslah çalışmalarına dahil edilecek.

Bilirkişi raporundan gerekli gördüğüm yerleri siz değerli okuyucularla paylaştım. Gelelim itiraz dilekçesinde yer alan maddelere;

-Oluşan atık kaya ve moloz yığınları su ve toprağın kirlenmesine neden olabilmektedir. Madenin çıkartılması ve işletim sürecinde oluşan atık sular arıtılmadan doğrudan alıcı ortamlara verilirse büyük bir çevre felaketine yol açar.

-“ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ OLUMLU KARARI” PROJENİN FAALİYETE BAŞLAMASI İÇİN GEREKLİ ANCAK YETERLİ DEĞİLDİR, YÖNETMELİĞE GÖRE İLGİLİ KURUMLARDAN ONAY VEYA RUHSAT ALINMADAN YATIRIMA BAŞLANILMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.

-MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü), Tarım ve Orman Müdürlüğü, DSİ, ESKİ Genel Müdürlüğü’nden izinler alınmalı.

-Bir kamyonun 30-40 ton kadar yük alabildiği düşünüldüğünde, günlük ortalama 80-100 cevher yüklü kamyonun trafiği söz konusudur. Beklenen toz miktarı hakkında bilirkişi raporunda doyurucu cevap yoktur.

-ÇED raporunda, faaliyetlerin küresel iklim değişikliğine etki edebilecek sonuçları hakkında yeterli incelemelerin yer alıp almadığı, olası olumsuz etkilere karsı yeterli tedbirlerin planlanıp planlanmadığı değerlendirilmemiştir.

-Atık suların akıbeti ne olacaktır? Atık sular arıtılacak mıdır? Arıtılmayacaksa ne yolla tahliye edilecektir? Atık suların beklenen içeriği halk sağlığı ve çevre kirliliği açısından ne tür riskler ortaya çıkaracaktır? Atık suların beklenen miktarı nedir? Ne ÇED raporu ne de bilirkişi raporunda bu sorulara yanıt bulmak mümkün değildir.

-Maden işletmesinin tarımsal üretim üzerinde olası olumsuz etkilerinden ve tarım dışı kalacak arazilerden hiç söz edilmemektedir. Sadece madencilik açısından değerlendirme yapılmıştır.

-Yaklaşık 25.000 aile bu topraklarda tarım yaparak geçimini sağlamaktadır. ÇED Raporunu değerlendiren bilirkişinin görevi üretim yapılmadan önce çiftçiye “Toprak Koruma Projesi” yapılmasını önermek değil, madencilik faaliyetinin tarıma ne tür zararlarının olabileceğini ve bu zararlara karsı ne tür tedbirler alınması gerektiğini tespit ettikten sonra ÇED Raporunda bu tedbirlere yer verilip verilmediğini değerlendirmektir.

-Bahsi geçen mera alanı ÇED Raporu'nda gösterilmeyerek bu yasal zorunluluklardan kaçmak amaçlanmıştır. Ziraat Mühendisi Bilirkişinin "gerekli kurum ve makamlardan izinler alınarak çalışmaların yürütülmesinde sakınca bulunmamaktadır" şeklindeki fikri yukarıdaki yasal düzenlemeler karşısında eksiktir.

-391.593 adet ağacın kesilip her gün 8.000 ton maden ürününün oradan oraya kamyonlarla taşındığı, tüm bu madencilik süresince havaya karısan metal konsantrasyonlu tozun çökmesiyle suların kirlendiği, yılda 20 bin kg. dinamitin patlatıldığı bir alanda, biyoçesitliligin bundan zarar görmeyeceği ifadesi en iyimser ifadeyle naifçedir.

-İşletmeci, ÇED Raporuna göre, 400 yıl sonra gerekli rehabilitasyon faaliyetlerini yapacak ve ocakları kapatacaktır. Bu açıkça, rehabilitasyonun hiç gerçekleşmeyeceği demektir.

-Halkın Bilgilendirilmesi Toplantısı her ne kadar usule uygun gözükse de, ÇED alanı içerisinde kalan köylerin halkından kimse bu toplantıya katılamamıştır. Toplantı fotoğraflarında toplantıya katıldığı görülen kişileri adı geçen köylerde tanıyan yoktur! Şeklen toplantı yapılmış, ancak yöre halkının toplantıya katılımından bilerek kaçınılmıştır.

-Sondajlar 1986 yılında yapılmıştır. Bu kadar eski tarihli sondajlamalar esas alınarak sağlıklı sonuçlara ulaşılamayacağı kanaatindeyiz.

-Tarihi Yalınlı Hamamının rüzgârın çökme sahası içerisinde olması halinde tozdan etkilenmemesi mümkün değildir.

-ÇED raporunda, yasal zorunluluklardan kurtulmak uğruna, eksik ve hatalı haritalar kullanıldığı, böylece aslında orman olan alanların orman değilmiş gibi gösterildiği, Orman Mühendisi Bilirkişi tarafından rapora eklenen harita ve tüm diğer hesaplarla sabittir.

Bilirkişi raporu ve itiraz dilekçesinin ayrıntıları özetle bu şekilde. Önümüzdeki aylarda gelişmeler oldukça sizleri bilgilendirmeye devam edeceğim. Sonuç olarak; birçok komplike olay ilçeleri bekliyor diyebiliriz.